
Ne kafiye arıyorum yazacaklarıma ne de hikaye...
Ne derdim var diyebilecek kadar dertliyim ne de dertsizim diyecek kadar hafif...
Öyle boş, öyle sakin, öyle de ağır ve  öyle de alıngan ve de kırılgan yaşıyorum işte;
sanki mecburen nefes almaya zorlanan...
Bendeki yürek dağları bile Ferhat'la delecek, çölleri Mecnun'la geçecek...
Yalnız unutulmuş bir şey var ki, tek bir sözünle ateşle dağlanıp,
su kabarcıkları içinde harap olup bitecek tükenecek...
Bırak dokunma şarkılara!
Dokunursan bil ki kafa tutmuş olursun bu yaralı kalpsiz krala.
Ağlayana dert sormaktan seçim taarruzların "defol git lan" olacaktır;
saf alışları kelime ordularının...
Canı cana katana sevmek diyeceksen, sen hiç öldün mü derse sana;
şaşmayacak imkansızı soruyorsun diye seni kırarsa surat asmayacaksın.
Beraber olanlar son nefese değil, güzel yüzlere kadar yemin ediyorken;
dünya hayatında ahiret unutulmuş.
Sen de böbürlenmeyeceksin, daha adam olmak için tek bir adım atmamışken.
Hissederim deme, yalanları anlarsın; hissettiklerin ölümlerinin fermanları...
Bir cana can katmaya kalkma; sen sen ol Azrail’den başkasıyla yatma.
Sevda dersen içindekine, patlar kahkahalar terkedilişler diyarında; fotoğraftaki mutlu günlerine...
Bizi kimse ayıramaz derken iyi düşün!
Hey can! Sen sen ol, yar diye seçtiğini bir de onsuz düşün.
Hayatsa seni adam etmeyi amaçlayan, bırak be dostum hayat dünden yalan.
Ardına koy anılarını bırak yaşamadın say acılarını;
Tüket sendeki hatıra dirilişlerini, kurşuna diz sevda denilen her terkedilişini…
Â
Â

























