
Okuduğum felsefi bir kitapta, varoluşsal konularla ilgili bazı fikirler öne sürülmüş. Mesela, flozofun biri diyor ki, varoluşsal durumları bazı deneylerle kolay bir şekilde anlayabiliriz. Başka bir filozof olan Victor Franklin ise bu düşünceyi çok güzel bir hikaye ile çürütmektedir. Hikaye şu:
İki komşu şiddetli bir tartışma içine girerler. Bir tanesi diğerinin kedisinin tereyağını yediğini iddia emekte ve buna uygun olarak tazminat talep etmektedir.
Problemi çözemeyen iki komşu, sanık kediyi alarak köyün bilge kişisinden yardım almaya giderler. Bilge, suçlayan komşuya sorar, "kedi ne kadar yağ yedi?" "beş kilo", diye cevap verir adam. Bilge kediyi tartıya koyar. Ne olsa beğenirsiniz! Kedi tam beş kilodur. "Hayret, işte yağ burada ama kedi nerde?" diye sorar bilge adam.
Gerçekten de güzel bir soru. "Kedi nerde?" Bugüne kadar hangimiz bildiği şeyleri deneylerle ıspatlamaya çaılştık? Ya da deneylerle açıklamaya çalıştığımız konuların hepsi, geride hiçbir soru işareti bırakmadan ıspatlanmış mı oluyor?
Bir çok insanın günlük hayatta bildiği şeylerin, daha doğrusu bildiğini sandığı şeylerin, gerçekte ne olduğu hakkında kesin bir fikre sahip olduğunu sanmıyorum. Klasik bir kabullenmeyle, varolan durumları hayatına tatbik edip, ben bilirim mantığıyla hareket eder ve küçük ayrıntıları gözardı ettiği için, başarıya giden yolda, üzerinde düşünülmesi gereken çok değerli fikirlerin de farkına varamıyor.
Bence başarının yolu, sıradanlıktan çıkıp sınırları aşmaktan geçer. Sıradanlık derken doğaüstü, imkansız bir durumdan bahsetmiyorum; aksine bize bildik-tanıdık olan şeyler üzerinde düşünmekten bahsediyorum."
Â
























